Pazar, Nisan 13, 2008

DÜŞÜNEN CANLI " İ N S A N "

Kelimelerle oynamayı seviyorum. Harflerin ilk çağrışımları gibi, kelimlerin ilk çağrışımları etkiliyor beni. Kelimeyi ilk duyduğumda aklıma düşeni, ne kadar başka çağrışımlar yapsın diye yüreğimle oyun oynasamda yönelmiyor bir başka yere. "İNSAN İNSANLAR" dedi kelime oyuncuları, ben anında çok geçmişe gittim ve bir daha dönemedim bugüne.
İnsanların yokluklar içinde insanca yaşadıkları, yüzlerin güldüğü, saygının tüm duyguların önünde durduğu geçmişe.

Her günün bir önceki günü aratması, insanların akıl almaz davranışları geçmişi daha bir özletiyor bana.
En özlediklerimden biridir vapurlarımız; Boğazın sularında süzülerek bir iskeleden bir iskeleye uğrayan seferleri ile yumuşacık yanaşıp yolcularını toplayan vapurlarımız. Yolcular birbirlerini ezerek değil, saygıyla birbirlerine yol vererek binerlerdi. Çımacısını selamlayıp, kaptan küşkünden el sallayan kaptanına güleryüzle bakarlardı. Yolcu salonunda herkes birbirini selamlar, çok tanıdık olanlar tatlı bir sohbete dalarlardı. İnişlerde binişler gibi saygılıydı. Hiç kimse "ben öne geçeyim" düşüncesine kapılmaz kimse kimsenin ayağına basmaz, kimse dirseğiyle bir başkasını rahatsız etmezdi. Vapurda herhangi bir eşyanı kaybetmen imkansızdı. Unutulan eşya bir sonraki gün kaptanın kamarasında sahibini beklerdi.

Ayakkabılar bile çamur olmazdı eski İstanbul sokaklarında, bugünün para akıtılmış yapay yeşillikleri ve modern yolları yoktu ama çamuruda yoktu.

Semtlerin ekmek fırınları, ekmeğin çıkış saatinde ortalığa ekmek kokusunu yayardı. Ekmek, ekmek gibi kokardı benim çocukluğumda.
O zamanlar daha "çıkar" ve "benlik" sarmamıştı insanları. Onlarca kişinin "bu yanık, bu pişmemiş " diye ellemediği tertemiz ekmeği yerdik içimize sinerek. Buğdaydan yapılan un, katkı maddesi varmı? diye bir düşünce olmazdı. Bildiğimiz buğday, un ve ekmek. İnsanoğlu katkı maddesini keşfetmemişti daha.

Balıklarımız her zaman tazeydi, denizden tutulur ve canlı canlı sunulurdu insanlara. Ölü balıkları kimse taze diye satmazdı. Zaten denizleri daha kirletmemişlerdi insanlar ve balıklar ölmezdi fabrika atıklarında.

Sebzelerimiz "bu hormonlu, bu organik" diye bir ayrıma düşmemişti. Sebzeydi işte! şehir suyuyla sulanmış, mis gibi topraklarda yetişmiş sebze, kimyasal ilaçlarla ilaçlanmamış ağaçlarda yetiştirilen meyve. Parlaklığı yoktu elmanın, domatesin. Gözalıcılığı yoktu ama tadı vardı. İnsanoğlu hormonu da keşfetmemişti daha.

Teknolojimiz iki düğmeli radyo ile sınırlıydı. "Arkası yarın"lar vardı. Ailece dinlenir, yorum yapılırdı. Görsellikten uzak hayallerle süslüyebildiğin radyo tiyatroları... Müzik saati, haberler, sohpetler. Çevir düğmeyi dinle. Kavgalara neden olan uzaktan kumandalar yoktu. Görsel reklamda gördüğünü, yaşamı aynı olacakmış gibi satın alımda yoktu.

İnsanlar "radyasyonu" ellerinde, ceplerinde dahası günün neredeyse on saati kulaklarında taşımazlardı, Haberleşme "haberleşme" sınırında kalır, zamanlar gereksiz harcanmazdı.

Okuma merakı vardı, gazete, kitap çok okunurdu o zamanlar. Kültür seviyesi daha yüksekti. Sinemalar, tiyatrolar halka hitap eder, seyredilmesi sağlanırdı. Her eve gazete girer, okunur ama asla ziyan edilmezdi. Toplanırdı biryerlerde mahallece, kesekağıdı yapımı için. Hem eğlence hem kazançtı çocuklara. Un ile yapılan yapıştırıcı kullanılır, kesekağıdı yapılırdı. Manavlara, bakkallara satılır,çocuklar harçlıklarını çıkarırdı. " Zararlı" diye kullanımı terk edilmiş naylon poşetler başka ülkelerden bize gönderilmemişti. Kesekağıtları ve fileleri yok etmemişlerdi daha insanlar.

Çeşit çeşit deterjanlarımız yoktu, marka kaygımızda... Sabunlarla yıkanan çamaşırlarımız bembeyazdı ve hiçbir yumuşatıcıyla değişilmeyecek kokuları vardı. Sabun kokardı vücut temizliği, saçlarımızın bakımı has zeytinyağı ile yapılır, sabunla yıkanırdı. Sabun saflığını kaybetmemiş, kimyasal katkılarıyla, cicili bicili tasarımlarıyla şampuanı keşfetmemişti daha insanoğlu.

Tüm bakir topraklar, tüm insanlar içindi. Dağlar, tepeler, sahil, orman. Doyasıya gezilir, doğayla içiçe yaşanırdı. Nefes alınırdı, zehir solunmazdı. Yer kapma, ağaç kesme, sahili parselleme açlığına düşmemişti daha insanoğlu.

Alışveriş çılgınlığı, yeme çılgınlığı, sahip olma çılgınlığı sarmamıştı ortalığı. Gerektiği kadar alım yapılır, tüketilmeye özen gösterilirdi. Cebindeki parasını kullanırdı insanlar, kredi kartının limitini zorlamazdı.
Çöplerde yemek artığı olmaz, gereksiz alımlarla dolaplar dolmazdı.

Kimse kimseyi giyiminden dolayı hor görmez, garipsenmezdi giyimler, tasarımı ve temizliği göze hitap eder, saygı yaratırdı. Mini eteğin moda olduğu yıllarda bile nahoş görünümler olmazdı. Aşırıya kaçan giyim ise hiç yoktu. Çarşafı bırakmıştı ama dekolteyi keşfetmemişti daha insanoğlu.

İnsanların yoklukları vardı ama mutluydu. Gülen yüzleri, teknoloji hayalleri vardı.

Sonra! Ne mi oldu?

Kısa zamanda hayatımız değişti. Çok şeye sahip olduk. Eğitimini alamadığımız teknolojiyle tanıştık, kullanmasını bilmediğimiz kolaylıklara sıkı sıkı sarıldık. Benlik hakim oldu ruhumuza, hırs bürüdü bizleri, daha çoğuna sahip olabilme hırsı. Sevgiyi, saygıyı bırakıp "nasıl sahip olabiliriz, nasıl büyüyebiliriz" hesabını yapar olduk. "Düşünen canlı" denen insan düşüncelerimizi yanlış yerlerde kullanır olduk.

ÖNEMLİ DEĞİLDİ ARTIK İNSAN, KENDİYDİ İNSAN İÇİN ÖNEMLİSİ

Yaşamın kıyısında derki; Bu kadarla bitmezdi ama!

11 yorum:

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sevgili Yaşamın Kıyısında, ilk yorumda benden gelsin bu güzel satırlara. Aslında her şeyi en yalın, en doğal gerçekliğiyle yazmışsınız üstüne ne söylenebilirki. "Bir zamanlar insanlar ve yaşamlar bambaşkaydı..." diye başlayan hikyeler anlatacağız çocuklarımıza anlaşılan. Ucundan, kıyısından bir parça yakaladığım günleri hatırlattınız bana, aslında hiç unutamadığım... Elinize yüreğinize sağlık.
Sevgiyel kalın.
Dilek

etki alanı dedi ki...

Ben şu anda,arkası yarın'ı dinlediğimiz,hayatımın en unutulmaz dönemlerine döndüm..
Özlemle yüklü bir gülümsemeyle,böyle zamanları yaşadığım için mutlu olduğumu düşünüyorum..
Sevginin bir alışveriş olduğunu düşündüğüm ve yaşadığm zamanları anlatsam,sayfalar dolar herhalde...
İnsanın kendisini tanımasının zamanı geldiğini hatırlatan bir yazı olmuş...
Muhteşem....
TüTü

sufi dedi ki...

Sevgili nur,Bizler sen ve ben o yazdığın güzellikleri doya doya yaşadık.Dalından kopardık meyvaları sebzeleri,radyo başında elimizi yanağımıza koyup hayallere daldık skeçlerle radyo tiyatrolarıyla..Ya çocuklarımız torunlarımız!O günleri onlara sadece geçmişten atlayıp gelen bir efsane bir masal gibi anlatmayı hiç istemiyorum inan.Heyhat insanca yaşanılan o günleri özlememek ne mümkün?Yüreğimi bir kez daha dağladın ama olsun gerçekler insanın yüreğinde de tokat gibi patlamalı bence.Belki kendimize geliriz böylece.Öpüyorum seni.

Admin dedi ki...

CANIM ARKADASIM,
BAYILDIM GECMISI OKURKEN, O HAZZI DOYUMLU OLMAYI, AZ BULUNURLARIN VERDIGI ZEVKLERI YASADIM CANLI CANLI.
BENDE GECMISTEKI DOYUMLULUGU COCUKLARIMA ANLATIRKEN BUYUK BIR ZEVKLE DINLIYORLAR.

KEMALETTIN TUGCU NUN ROMANLARIYLA BUYUDUM, ORADAKI YASANANLAR BANA HAYATIM BOYUNCA VICDANLI VE ADALETLI OLMAYI OGRETTI, OYLESINE ZORLU YASAMLAR VARKEN BULDUGUMUN DEGERINI BILMEYI OGRETTI. DAHA SONRA BU GUZEL COCUK ROMANLARI ACILI DIYE ELESTIRILMEYE BASLANDI.

GAZETELERI SULU HAMURLA KESEKAGIDI YAPARDIK, OKUNAN KITAPLARI YERE BIR SEY SERIP SERGILEYIP SATAR VEYA DIGER ARKADASLARLA DEGIS DOKUS YAPARDIK.
PAZAR ALIS VERISINDE ANNECIM FILE KULLANIRDI.
ARKASI YARINLAR SIMDIKI DIZILERDEN GORUNTUSUZ OLMASINA RAGMEN DAHA HEYECANLIYDI.
DENIZE INSANLAR SAMATYA SAHILINDEN GIREBILIYORDU.
ZATEN BIR COGUNU YAZMISIN BAYILDIM BEN BU YAZIYA, DAHA YAZAMADIGIM NELER NELER HATIRLADIM,
COK TESEKKURLER BU GUZEL YAZIYI BIZLERLE PAYLASTIGIN ICIN.
SEVGILERIMLE SAGLIKLI VE MUTLU YENI BIR HAFTA DILERIM...

banadair_berrin dedi ki...

saklanılası bır yazı olmuş..
duygulanarak ımrenerek okudum..yıne yıne yuregınıze saglık..

fikriminincegülü dedi ki...

Anlattıklarınızın bir çoğunu ucundan kıyısından yakalamış ve yüreğimin bir köşesinde saklıyor olmaktan çok mutluyum. Üstelik öyle ılık ılık, tatlı tatlı anlatmışsınız ki, sanki ortalığa saçılıverdi tüm çocuk sevinçlerim.

Kaleminize, yüreğinize sağlık. Ve çoook teşekkürler.

Tabiat Ana dedi ki...

Küçüktüm ,ufacıktım ama yinede hatırladığım en güzel anlarımdı onlar....
Öyle özlüyorum ki o günlerdeki sıcaklığı ,sevgiyi,riyasızlığı ve saflığı...
O yüzden yazınız öyle güzel geldiki...
elleriniz der görmesin.
sevgiler..

Yaşamın Kıyısında dedi ki...

Çok Sevgili atkadaşlarım,
Ve
Çok sevgili genç dostlarım,
Yorumlarınıza tek cevap yazacağım için özür dilerim. Düşünceler aynı olduğu için bir mahsur görmediğimdendir.
Ben bu günkü teknoloji ve kolaylıklara tabi ki karşı değilim. O günleri ve bugünkü yaşamı yakalamaktanda çok mutluyum. Şu anda km.lerce uzaklıktaki sizlere sesleniyor olabilmem bu günkü buluşların sayesinde değil mi? Ben bilim kurguyu da çok severim, okur ve seyrederim. Sevdiklerime her an ulaşabilmek, çamaşırımı, bulaşığımı kolaylıkla yıkıyabilmek tabi çok güzel. Her güzel şey biz insanların hakkı.
Sadece istediğim, sahip olduklarımızın bilincinde olmak, gerektiği gibi kullanmak, kimseyi yaşantısından dolayı hor görmemek, kimse hakkında yanlış düşünmemek v.s. gibi olumsuzluklardan rahatsızım.
Sevgili Tütü bloğunda yayınladığı gibi, hastalıkları çağırıştıran, zararı görmezlikten gelen, insanların, insanlara çıkarları uğruna yaptıklarından rahatsızım.
Gelecek kaygım var, ben gidiyorum gelen ne yaparsa yapsın diyemiyorum. Dünyaya gelecekler ve yaşayacak olanlar bizim eserimiz olucak. Biz bugün yaşarken bundan gurur duymalıyız. Yeşili, maviyi yok edip dünya betondan ibaretti demek haksızlık.
Sadece istediğim bu
Hepinize yorumlarınızdan ve düşüncelerime ortak olduğunuz için teşekkür ederim.
Sizlerle olmak beni mutlu ediyor.
Sevgilerimle....

Aylin Yaprak dedi ki...

Aslında doyumsuz olduk ve doyumsuzluğumuzu doyurmaya çalışırken arkamızdan gelenleri unuttuk..Çok güzel bir yazı olmuş,emeğine sağlık..

Archi*Sugar (Esra) dedi ki...

Ben bile kucukken, cok degil, 70li senelerde, hersey simdiden cok farkliydi. Ama beni dusunduren simdi degil... sonrasi... cocuklarimiz nasil bir dunyaya dogdular, nasil bir dunyada yaslanacaklar.

ebru dedi ki...

ne beni çok korkutuyor biliyor musun nur teyze, ya benim çocuklarımın çocukluklarını özleyecekleri günler gelirse?? o zaman ne olacak?

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...