Cuma, Eylül 04, 2009

KÜÇÜK KALPLERDEKİ İNANÇ



Anılar vardır; Bir görüntüyle, bir sesle, bir duyguyla tekrar tekrar seyredilen bir cd gibi gözlere hapseder kendini. Kimi hüzünlendirir, kimi gülümsetir, kimi o anki heyecanı yeniden yaşatır...

Aslında bizler günü yaşarız tüm heyecanımızla, yarın için planlar yapar, hayaller kurarız. Umutla beklediğimiz birşeyler vardır ileriye dönük. Dün bitmiştir, yaşanmışlıklar keşkeler dışında bizimle değildir çoğukez. Unuturmuyuz? Yoo hayır, biz unuttuğumuzu düşünsek bile beynimiz saklar bir yerlere. Taaa ki "burdayız" dercesine bir görüntüyle, bir sesle, bir duyguyla karşımıza çıkana kadar...

Geçmişte derin yaralar bırakan acılarımızı beynimiz kalbimizle elbirliği yaparak saklarlar. Daha doğrusu beyin kalbe yüklemiştir bu saklamayı. Kalp saklamayı pek beceremez ya! Atışlarının içine saklar acılarımızı, harmanlar kan alış verişi ile ve birlikte bir yaşam sürülür. Oysa anılar bir görülür bir saklanırlar...

Şimdi incir mevsimi, olgunlaştılar ve tezgahları doldurdular. Bense yıllarca inciri ilk gördüğümde aklıma düşen bir çocukluk anımın esiriyimdir. Hiç aksatmadan, her yıl incir mevsiminde tekrar tekrar, tebessüm ederek ve biraz da düşünerek seyrettiğim bir filimdir sanki...

Ne kadar düşünsem de yaş tahmini yapamadığım çocukluk yıllarım.
Ağabeyimin ellerinin üzeri siillerle kaplanmıştı. bir değil, beş değil, çoktu. Ne kadar çoktu? Çocuk gözüme kadar çoktu işte, çünkü gömdüğümüz o küçücük kağıtlar çoktu...

Annemin; "Elleme şu olmamış incirleri, ellerinin üzeri iyicene doldu bak" yada "Çıkma incir ağaçlarına, yaprakları ellerini yara yapıyor" gibi kızarak söylenmesi. Babamınsa, olmamış incirleri koparıp dibindeki acı sütünü siillerin üzerine sürmesi ve " çivi çiviyi sökermiş hanım" diyerek kocakarı ilacına sığınması bugün bile kulaklarımda hala bir sestir...

Halamlara gitmek ağabeyim ve benim için çok büyük bir eğlenceydi. Vapur yolculuğu, Yenicami'de güvercinlere yem vermek, kuzenlerimizle oyun oynamak ve en önemlisi gece de orada kalmaktı. Halamlara gideceğimiz o gün yine büyük bir çoşkuyla hazırlanıp yola çıkmıştık. Vapur yolculuğu sırasında bizden bir iskele sonra binenlerden karşımıza yaşlıca bir bayanın oturmasıyla, heyecanla yerinde duramayan biz annemin yanına sessizce oturmuştuk. Ellerimiz bacaklarımızın üstünde sessiz sessiz otururken karşımızda oturan bayanın birden " Aaaa yavrum çok yazık çok" diye bağırarak konuşmasından da korkmuştuk.
Sonra, annemle ağabeyimin elleri üzerindeki siilleri hakkında konuşmaları ve bayanın çantasından kağıt kalem çıkarması, ağabeyimi yanına oturtarak ellerindeki siillerin herbir tanesine dokunup, kağıda birşeyler yazıp katlayarak anneme vermesi vapur yolculuğumuz süresince de devam etmişti...

Halamlarda o gece kalamayacaktık. Annemin " Bu kağıtları ağabeyin bahçemizdeki toprağa gömücek ve her gün suluyacak, bu kağıtlar toprak altında eridikce ellerindeki siiller kaybolacak. Bunu hemen yapmamız gerekiyormuş onun için eve dönmemiz gerek." Dediğinde çok üzülsekte, bahçemize gömmemiz gereken o küçücük kağıtlar için heveslenmiş, yeni bir oyunumuz olmasına da çok sevinmiştik...

Bahçeye gömülen o küçücük ve bir çok kağıt parçalarını hergün ağabeyim ve ben suladık. Sabahı zor ederdik sanki, ilk işimiz, yerini kaybetmeyelim diye çevresini küçük taşlarla bir bahçe gibi çevirdiğimiz, toprağın altına gömülü, o küçücük kağıt parçalarını sulamaktı. Yeni ve değişik bir oyundu bizim için ama en önemlisi inanmaktı sanırım. Küçücük ve tertemiz kalplerimizle inanmak!!!

Ve tahmini bile olsa hatırlayamadığım bir zaman sonra ağabeyimin elleri üzerindeki siillerin izi bile kalmamıştı...

Bugün olsa böyle bir şeye inanırmıyım? bilmiyorum...
Ama yürekten istenilen herşeye yaşamın hangi evresinde olursa olsun ulaşılabileceğine inanıyorum...
*
Resim
Ağabeyim üç, ben bir yaşında
halamların bahçesinde

16 yorum:

Asuman Yelen dedi ki...

Bence de küçük kağıtların mucizesinden çok küçük temiz yüreklerin samimi arzuları ve inançları geçirmiş siğilleri. Benim de ilkokul bire giderken yanyana üç küçük siğilim vardı. Galiba incir sütü iyi gelmişti.
İlle de çocukluk öyle değil mi? Hiç unutulmuyor ve galiba da giderek daha net ve özlemle anılıyor.
Yine zevkle okudum sahuru beklerken.
Resme uzun uzun baktım. Çocukluk resimleri ne güzeldir. Siyah beyaz masumiyet...Mutlu... sorunsuz. ..güvenli. Çok güzel.Teşekkürler.
İyi geceler..

öykü dedi ki...

Ne kadar tatlı bı ınsansınız
sızın gecmıse daır anılarınızı okumaktan gercketen buyuk bı mutluluk alıyorum..
sevgılerımle

Belgin dedi ki...

Ablam, dün Türkiyeden gelen esimin kuzeni, kayinbabamin bahcesinden 4 tane incir getirmis, simdide senin yazdiklarini okuyunca, sanki cocuklugumda basina ciktigimiz incir agaclarinin kokusu doldu burnuma:)) Ne güzel günlerdi onlar, incir sütünden ellerimiz, agzimiz yara olurdu ama, yinede cok güzeldi.
Yüregine saglik ablam, seninle sohbetlerimizi cok özledim cooooook:))

BERNACAN dedi ki...

Ablamın eczanesinde çalışırken, ellerindeki siğiller için bir adam gelip merhem istemişti. O sırada eczanede bulunan doktora sordum, ne verelim diye, yanıtını hiç unutmam "İnanıyorsa gidip okutsun. Yok ilacın gücüne inanıyorsa, o zaman ver ordaki kremlerden bir tane sürsün.."
Sonra neden böyle söylediğini sordum, "bazı şeyleri tıbben açıklayamıyoruz, ama vücudun bağışıklık sistemini aktive edecek birşeyler gerekir" dedi..

Leylak Dalı dedi ki...

Güzel anınızı zevle okudum Nur Hanım, anı okumayı çok severim ve okuduça kalben o insana yaklaştığımı düşünürüm.
Siğil meselesine gelince yıllar önce ayak başparmağımda beni çok rahatsız eden bir siğil çıktı ve giderek büyüdü, ayakkabı giyerken çok zorluyordu beni. Birgün annemde elime geçen bir Yasin kitabını karıştırırken el ve ayak termuları (ne demekse) için kısacık bir dua gördüm. Çok fazla inanmadım çözüm olacağına ama hadi okuyayım dedim. Geçmiş zaman, 7 kez okunup üstü çizilecekti sanırım. Yaptım söylenenleri inanılmaz ama 2 gün sonra siğilden eser kalmamıştı. Siğil psikolojik kökenli birşey sanırım. Cildiye prof.u bir arkadaşım gidip okutun derdi siğil şikayetiyle gelenlere.
Evren çözemediğimiz sırlarla dolu, çözmeye de birkaç bin ömür yetmez sanırım.
Gününüz güzel geçsin...

NzlGl dedi ki...

Sevgili Nur hanım
Ne kadar güzel bir resim. Siyah-beyaz resimleri oldum olası çok severim ve hele bunlar çocukluk resimleri olursa:)
Ne kadar masum, kötülüklerden uzak, sevgi dolu bakışlar.
Ve ben şunada inanıyorum ki bu bakışlar şimdi de değişmemiş olmalı:)
Yazınızı yine gülümseyerek ve hatıralarıma dönerek okudum. Benimde böyle bir problemim vardı. Habersiz tuz çalmamı söylemişlerdi. Bense yapmamıştım.
Bunun üzerine komşumuz ben biliyorum nazlıcım hadi git mutfaktan biraz al tuzu demişti. Ancak böyle alıp siğilin üzerine koymuştuk. Ve geçmişti:)
Gerçekten inanç olduğunda herşey farklı oluyor.
Teşekkürler paylaştığınız için,
sevgilerimle

ayşegül dedi ki...

Sevgili Nur ablacığım,size başımdan geçen bir anımla katkıda bulunmak istiyorum.İki üç sene önce,Şişli de bir pasaja girmiştik.
Mağazaları dolaşırken yeğenimin dişi ağrımaya başladı.Bu durumu gören Türkistanlı bir mağaza sahibi,yeğenimin işaret parmağını
dişinin üzerine koydurarak,tahta bir masaya çivi çakarken Arapça bir dua okudu.O anda diş ağrısı geçmişti.Daha sonra aramızda, psikolojik olduğunu konuşmuştuk.
Sevgilerrr

özlem dedi ki...

Çocukluğumuzdan kalma her anı bizim için ne kadar önemli değil mi Nur'cuğum?
Yüreğine sağlık, sevgilerimle...

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Asuman'cım,
İle de çocukluk, haklısın ve giderek büyüyen özlemi ile. Çok teşekkür ederim canım...

Öykü'cük,
Çok teşekkür ederim, sende çok tatlısın ve bende senin tüm yazılarını zevkle okuyorum. (Herne kadar hepsine yorum bırakma zamanım olmasada.)

Canımcım Cadım,
Ekim yaklaşıyor sana incir buluruz buralarda. Bende özledim seni...

Berna'cım,
Yorumunu okuyunca rahatladım. Yazımdan sonra okuyanların "yok artık" demelerini ve pekde inanmayacaklarını düşünüyordum. Demek ki başkalarıda yaşamışlar aynı olayı...

Sevgili Leylak Dalı,
Anılar çok güzeldir, bende çok severim okumayı. Siil konusu gerçekten apayrı bir olay(mış) yorumlara bakılınca tek ben yaşamamışım. Yasin deki o duayı ilk fırsatta bulacağım, çünkü elimde çok ufak bir siil var. İki yıl önce bir hastahanede yakmışlardı (güya) sadece ufaldı...

Nazlı'm
İnce ve güzel yorumun için teşekkürler canım.
Tuz, incir, okuma hepsi bahane asıl olan "inanç" değilmi?
Leylek Dalımın söylediği gibi evrenin sırları çok derin...

Ayşegül'üm,
Psikolojik mi? bilmem ama bende bazı zamanlar ağrılarım için beynimi yönlendirmeye çalışırım çoğunda da başarılı olurum. Daha doğrusu o anki ruhsal yapımla ilgilidir.
Ama diş ihmale gelmez siil gibi değildir, sorunları başlarda başa iş açabilir.

Özlem,cim
Sorma canım, çok değerliler anılarımız.Ve bizlerle kaybolmaya mahkum.
Şimdi bu blog işi çok hoşuma gidiyor. Daha ne anılar var yazacak da zaman yetersiz kalıyor.
Ben götürmek istemiyorum, torunlarıma bırakacağım mirasım olsun diyorum.
Ama tabi okurlar mı? bilmiyorum...

Can dostlarım hepinizi çok seviyorum.
Sevgi ile kalın...

sufi dedi ki...

Sevgili can dostum;
Nasıl da ufacık simgelerle ve nesnelerle taa geçmişin anılarına gidip demirleyebiliyor belleğimiz değil mi? Toprağa gömülen kağıt parçaları benim de yaptığım birşeydi.Dertleri sıkıntıları kağıtlara yazar yakar ve toprağa gömerdim.Bunların yerine "toprakçım mutluluk ve bereket getir bana "derdim.15 gün sonra topraktan yaprakları kalp kalp bir bitkiler çıkmıştı da ben uçmuştum aşka dönüştü dertlerim diye.meğerse sonra öğrendim ki oraya roka tohumu ekmişler bir müddet önce.Yıkılmıştım.Sevgiler gönülden gönlüne.

Tijen dedi ki...

Demek ki incire dair anılarını derleyen bir ben değilim Nur komşum. Demek ki eski günlere döndüğünde içinde incir olan anılarını yad eden birileri daha var. Ne güzel.

Çınar dedi ki...

Her şey inanmakla başlıyor.

Fotoğrafa bayıldım,siyah beyaz fotoğrafın ruhu şimdikilerde yok mu ne:)

Sevgiler

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Ne güzel ne sıcacık bir hikaye ve inanmanın gücü, ayrıca çok tatlı bir resim. Keşke daha çok yazsanız bu güzel anılarınızı ben okumaktan çok keyif alıyorum..;)

Adsız dedi ki...

nurlar içinde yatsın kardeşiniz..
sevgiler nUnU..

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Sevgili Can Dost,
Sende o gönül varken kağıt eksende aşk fışkırır toprağından...

Sevgili Tijen,
Biryerlerde birleşmekten daha güzel ne ola ki...

Canım Çınar'cım,
Yok gerçekten, yada bize öylemi geliyor dersin?

Sevgili Dikek,
Çok teşekkür ederim, bende seni okumaktan ve sende daha çok yaz...

Nunu'cum,
Nerelerdesin canım, özlettin kendini.
Allah göstermesin, ağabeyim hala hayatta ve çok sağlıklı..

Hepinize çok eşekkür ederim...

sünter dedi ki...

Nur hanim,
Garip ama gercekten bu sigiller tanidigim herkesde bu sekil okuyarak gecmis.
Inanmamak elde degil demek var bir esrari.
Sizden gecmisi okumak ayri bir zevk.
Tesekkür ediyorum güzel anilarinizi bizimle paylastiginiz icin:)
Sevgiler

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...