Pazartesi, Ekim 26, 2009

DERBİ SONRASI

Bu yazıya beni saatlerdir çalan kornalar zorladı,
yanlış anlaşılmasın aslında koyu
Fenerbahçeliyim,
hemde kendimi bildim bileli...

Günlerdir istemsiz oturduğum computer yazı yazmamı bekliyor, o bekliyor da benim ellerim klavyede bir türlü gezinemiyor.

Net'e giriyor bir iki yazı okuyor, dostları geziniyor çıkıyorum. Yazmak istemek istiyorum, yok olmuyor! Ne yazsam "lay lom" geliyor bana. Komşunun cenazesi varken benim TV izlemem gibi bir hisse kapılıyorum...
Cenaze aslında içimde, onu yazsam!
Yok neresinden tutayım, beceremem ki!
Vazgeçiyorum...
Artık akşam internete ne haber düşmüş telaşına da kapılmıyor, yazarları, çizerleri şöyle bir gezip içimde büyüyen duyguları yazıya dökenleri okuyup isyanımı bastıramadan kapatıyorum...
Tv de aynı duyguyla izliyor, kimse izlemesin diye tavan yapan dizilerin saatine denk gelen söyleşileri kızarak, gülerek, söylenerek izliyorum...
Bunları yazmış olmak için de yazmıyorum, gerçek beni gerçekten korkutuyor artık. Ülkem şimdiye kadar hiç olmadığı kadar karanlık...



Oysa biz, bizler ne günlere tanık oldu. Gazete alırken satanı tanımak zorundaydık. Aldığımız gazeteyi çantalarda paket içlerinde saklardık. Yollarda araba tekerlekleri yakılır dumanından boğulurduk. İşyerimize tabancaların çapraz ateş eşliğinden kaçarak girerdik. Haberleşmelerimiz kısıtlıydı, çok kişinin deterjan kutusu içine bırakılan ufak kağıt parçaları ile haberleştiğini, buluştuğunu bilirim. Bindiğimiz taşıt bizi evimize sağlam götürüp götüremiyeceğini bilemezdik. Neredeyse "kelle koltukta" yaşar durumundaydık...
Gün geldi, sokağa çıkmamız yasaklandı, her köşe başında askerlere çantalarımızı boşalttık, nüfus kağıtlarımız yaka rozeti gibiydi. Tüm taşıtlar birkaç km. arayla durdurulur arama yapılırdı. Yasak olmayan kitaplarımızı bile toprağa gömdük. Gece evlerde ışık yakmaya korktuk, ihtiyaç halinde bile karanlıkla körebe oynardık. Işık yanan evlere " acaba hücre evimi?" diye baskınlar yapılırdı. Korkutulmak için işkencenin resimleri uluorta yayımdaydı.
Belki de unuttuğum yada unutmak istediğim onca şey...


Ama yine de hep bir umut vardı, CUMHURİYET ve ATATÜRK. Düne kadar yerini koruyan, bizi biz yapan, her daim geleceğimize ışık tutacağına inandığımız en büyük değerlerimiz...


"Düne kadar" belkide çok insafsız bir yaklaşım oldu biliyorum da üç beş kişi birleşsek bile halka olmayı beceremiyoruz ne yazık ki!


Bu gün, düne ait anlatılarımın hiç bir sıkıntısı yok, tabi olmasını da istemem, istemem de yine de kör sağır olmak çok zoruma gidiyor. Bu gün yaşadıklarımızı hiç yaşamıyor gibi boş gözler, boş sözler eşliğinde, mümkün olan en eğlenceli yerlere odaklanıyoruz...


Bu gün kuş gibiyiz, bir orda bir burda. Hiç bir sıkıntımız yok ya!Arabalarımız altımızda, benzin istasyonlarda. Eh domuz gribi aşımızda geldi. Pazar gecesi derbi maçımızı da izledik, zafer kornaları eşliğinde gece yarısını ettik. Sokaklar hepten şenlik. Son günlerde havai fişeklerimiz hiç bitmiyor çok şükür...
Okullar tatil, hiç yoktan aileler tatil kazandı. Çocuklarımızın üzerinde oynanan oyundan kaç kişinin haberi var?
Kuş gribinde yumurta yemeyin, kenede paçalarınızı çoraplarınıza sıkıştırıp gezin diye bizim sağlığımızı düşünenler, domuz gribinde " Önümüz kış, boğazlı kazak giyin boğazını kaldırıp ağzınızı burnunuzu sıkıca örtün." Uyarısını yapacaklardı da domuz dinimizce yasak olduğundan özel ilgi alanına alıp, çözüm için uğraş vermeleri halkımızı rahatlattı. Nede olsa kuş gribinden ölünce şehit, domuz gribinden ölünce kafir olursun...
Konuşan kalemlerin kırılıp köy kuyuya atılmasının bize ne zararı var. Onlarda kötü yola düşmeselerdi.
Soğuk koğuşlarda kanser hastalığınla mücadele eden değerlerin bize faydası değil zararı dokunduğunu anlata anlata bitiremediler ya!
Şehit anaları, babaları VATAN SAĞOLSUN demediler mi ? şimdi faryadın anlamı ne? Gencecik bedenler, o masum canlar vatan için şehit oldular ve vatan şimdi sağsalim. Ellere teslim.
Fedakar başbakanımız Obama çağrısına, Türk'lüğün onurunu düşünüp ayıp olmasın diye 29 EKİM Tarihinde CUMHURİYET BAYRAMI'nda ABD olması, bizlerin onurunu kurtardığı için de ayrıca sevinmeliyiz.
İmralı haritacı başına, emekli maaşının bugünün şartlarınla geçim zorluğu çekmesin diye, emekli maaşlarını nasıl düzeltme yoluna gidilir diye yasa aramakla uğraşan ve çok kişi yararlanıp da yollarını şaşırmasın diye halkına kol kanat geren bir devlete 47 ne ki 87 olsun...


Olsun, olsunda biz daha bir horon tepelim...
Zorla kazanılmış, bu yolda nice canlar verilmiş, kanlar dökülmüş değerlerimizi yere serip üstünde horon teptiğimizi bilmeden...
 
 



10 yorum:

NzlGl dedi ki...

Geçen cuma okuldaki bir arkadaşım 'şu maça gelen 52 bin kişi ülke için sokağa dökülse neler olmaz ki' dedi. O günden beri onu düşünüyorum. Ne kadar haklı.
İçimizdekileri ne güzel yazıya dökmüşsünüz.
Elinize sağlık

Not:
Ama yinede bu kadar sıkıntı içinde fenerin yenmesi yarım bile olsa nefesimizi düzgün aldırdı:)

SEvgilerimle

birdutmasali dedi ki...

şiddetle gürültüye patırtıya karşıyım.
alt tarafı bir spor keyif olması gereken eylem, saatlerce şehir ve ülke işkencesine dönüyor.
fener yense ne olur, yenmese ne olur. yürüyüşe çıktığımızda her önümüzdekini geçmeye kalksaydık heralde cenaze namazları sık sık kılınır olunurdu (kalpten )
ABARTIYI SEVİYORUZ..
GERKESİZ SHOWLARIDA.
çok manasız bu itici davranışlar.
birlikten beraberlikten koparan sen-ben davasını eylemleştiren bir tavır savaşı !!!!!
TASVİP ETMEDİM ETMİYORUM ETMEM DE.

Karanlığa mahkum edilmiş bu ülkede her ışığa bir pervane misali yanmaktayım.
her şeyi takip etmek birazda senin durumuma düşmekle eş oluyor NURcuğum.
zaten eşitizde bu hislerde.
Bak 29 ekim de geldi.
ama HOŞ GELMEDİ !
Artık gelirmide onuda yaşarsak seneye görürüz..

HERŞEYE RAĞMEN GÜZELLİKLERİ DAVET EDİYORUM HAYATLARIMIZA,
TÜM GÖKKUŞAĞINDAKİ RENKLERLE BERABER,TÜM BLOG ARKADAŞLARIMA ARMAĞAN EDERK..
sevgiler nurcuğum..

Asuman Yelen dedi ki...

Birinci katta oturuyorduk. Hiç unutmuyorum, kızkardeşimle tavla oynuyorduk ve aniden başlayan bir çatışmanın silah sesleri, camımıza,çerçevemize isabet eden kurşunlar. Kendimizi yere atıp arkaya yatak odasına kaçtık. Daha kendimize gelmeden, apartman boşluğumuza sığınan bir yaralının inleyen, yalvaran yardım isteyen çığlıklarını saatlerce dinledik.
Korkunç bir dönemdi. Yan komşunun oğlu kahve baskınında öldürüldü.
Gazeteler çatışma ve ölüm haberleriyle doluydu. Korku hakimdi o günlerde.Apaçık, elle tutulur bir biçimde.
Bu gün hakim olan şey ise, tüyler ürperten bir belirsizlik. En çok neden, kimden korkmak gerektiğini, çözümün nerde olacağını bilmemenin
üzerimizde yarattığı tedirginlik.
Rahatsızlık. Çözümsüzlük korkusu. Umutsuzluk.Yalnız halk değil, aydınlar, kurumlar sanki her kesimde hakim bu durum. Neyin doğru, neyin yalan neyin hayır neyin şer olduğunu bilmeyince "her şey yolunda" kıvamında yaşayıp gidiyoruz işte. Tipik bir az gelişmişlik sendromu. Takımlarla maçlarla stres atıp seviniyor üzülüyoruz.
Çok uzadı üzgünüm. Bıraksan, yazabilsem geçmişten halden daha neler var söylenecek ama...

Sevgiler Nur'cum. Teşekkürler bu aydınlatıcı post için...

ayşegül dedi ki...

Canım Nur ablacığım,ben GS'lıyım.
Çook kötü günlerden geçiyoruz ama.
Sizin için FB'li olurum,yenildik çünkü ama...Sevgilerrr

Çınar dedi ki...

Stadlarda maçlarla coşuyor abartılı sevinçler üzüntüler yaşıyor evlerde tv dizileriyle mutlanıp kederleniyoruz. Bu arada ülke üzerinde karanlık oyunlar oynanıyor bunu göremiyoruz. Gören bir avuç insan da bir şey yapamamanın ağır kahrını yaşıyor. Dün sağ sol diye bölmüştü karanlık güçler ülkeyi. Bugün yaşananlar daha korkunç açıkça parçalanıyoruz. Gözümüzün içine baka baka dışardan yönetilen bir senaryo sahneye kondu ve oynanıyor. Seyrediyoruz anlıyoruz ama elimizden birşey gelmiyor. Sessizce bakıyoruz,sesi çıkanınsa gırtlağı sıkılıyor.

Bir de domuz gribi çıktı pat diye. Tam da,ihalesiz falan grip aşısının alındığını duyulduğumuzun ertesi günü. Ortada hiçbir şey yokken bir anda, hem de ilköğretimde grip salgını başlayıverdi.Bir anda...

Olsun biz maç ve dizilerimizle mutluyuz. Horon da teperiz halay da çekeriz şu, onurla şerefle gelen 34 kişiyi de takıp kolumuza:(((

Sevgiler canım

Şeniz dedi ki...

Acaba şu domuz gribi için okulların tatil edilmesi neden 29 ekim Cumhuriyet Bayramamızın olduğu haftaya denk getirildi desem domuzluk etmiş olur muyum sayın hükümet yetkililerimize ?

içimdeki yolculuk dedi ki...

bu güzel yazının üzerine ne söylenebilirki!..gündemi başka şeylerle meşgul edip ne oyunların döndüğü..şehit ana babaların gazilerin isyan ettiği..aşının ne kadar güvenilir olduğu bilemiyorum bilemiyorum..

beenmaya dedi ki...

herşeyi kabullenmiş gibi bir hal var üzerimizde. bize dokunmayan yılan bin yaşasın sözünü gerçekleştirircesine o yılanın bir gün bize de dokunacağını içten içe bildiğimiz halde sessiz sedasız suya sabuna dokunmadan her gün işte bugünü de atlattık diyerek geçip gidiyoruz hayattan. hayat bizden geçip gidiyor işte. sahi kendi kendimizden kaçmak değil midir bu...

sufi dedi ki...

Sevgili Nur'um;
Yazını bu üçüncü kez okuyuşum, gözlerim dola dola, geçmiş günlerde hasıraltı ettiğimiz yaşanılmışlıklarımızı hatırlaya hatırlaya bir daha bir daha okudum ve içsel konuşmalar yaptım kendi kendimle.Kuzenimin (şimdi yurt dışında ataşe) zincirlerle dövülüşü komalarda yatışını hatırladım.O yıllarda çalıştığım Kırşehir iş bankası kurtarılmış bölgeyle, kurtarılmamış bölge arasındaki sınırdaydı.Her gün taş sopa silah sesleriyle yüreğimiz ağzımızda yaşadığımız günler geldi aklıma.Daha önceki yıllardaki söz söyleme özgürlüklerimiz geldi.Ne güzel dile dökmüşsün yarım asırlık bir dönemimizi.Ellerine sağlık canım. ne yapmamız gerektiğini en büyük değerlerimizi sandıklarımızdan çıkararak yeniden gözden geçirmemizin kurtuluş için çare olabileceğini düşünsem de zaman zaman umutsuzluğa kapılmıyorum desem de yalan olur dostum.3-5 kişi birleşsek te zincirleri kırmak için güneşi hükmümüze almamız gerekiyor bence. sevgilerimle.

MELİS dedi ki...

Sevgili Nur abla,o günlerden nasibini almamış hiçbir aile yok.
Babam da o yılların 78 kuşağından.
Bugün geldiğimiz noktanın daha
ürkütücü olduğunu söylüyor.Büyük
Orta Doğu Projesi kapsamında,sahte
ılımlı İslam ile 24 Müslüman ülke
sınırları değiştirilmek isteniyor.
Petrol,gaz,enerji,su kavgası;iflas eden liberal ekonomilere,savaş ve
mafya ekonomisi ile çıkış arayan
Batı ve ABD,bir tarafta bütün
egemenliğini bunlara teslim etmiş
şimdi ki ve geçmiş hükümetler.
29 Ekim'de Amerika'ya gidecek bir
başbakan ve tarihinin en buruk
Cumhuriyet Bayramı'nı kutlayacak bir ulus!

Yazınız ve şiiriniz çok güzel.Bunu
okuyup duygulanmamak mümkün değil.
Şimdiden CUMHURİYET BAYRAMI'mızı
kutlarım.
Sevgi ve saygılarımla,Melis

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...