Perşembe, Aralık 03, 2009

HEDİYE


Anneciğimin pompalı bir gazocağı vardı, devamlı mücaadele halindeydi onunla. Söylenmeden bir kere bile yaktığını görmemiştim. Çok sonraları ne kadar zor olduğunu tahmin etsem bile o zamanlar niye bu kadar söylendiğini hiç anlamazdım. Bana göre ocağı yakmanın keyfi bile vardı, özel oluklarına dökülen ispirtoyla yakılır, daha sonra pompalayarak üst kısmına alevlerin çıkması beklenirdi. Gaz, özel delikli tepesine ulaşınca ocak yanardı. Yakma aşamasında çıkardığı yüksek ses daha sonra azalsada, yandığı müddetce "ben yanıyorum" sesi evin her köşesinden duyulurdu.
.
Zaman zaman gaz haznesinde tıkanmalar yaşanır, yakmak oldukça zorlaşırdı. Bu nedenle de bakkallarda "gazocağı iğnesi" satılırdı. Benim ilgimi çekense bu iğne olurdu, saç teli kalınlığındaki iğne üç yada beş kullanımdan sonra kullanılmaz hale gelir ve kullanmadığım okul çantası içinde biriktirdiğim ne bulduysamın yanında yerini alırdı.
.
Kışları soba ikinci ocak olarak kurtarıcı olurdu, sularımız güğümler ile soba üzerinde kaynatılır, çorbalarımız soba üzerinde karıştırılırdı.
.
Aslında anneciğim ne kadar söylense haklıydı, tüm devrin kadınları gibi. Pompalı ocaklar ha deyince yanmaz, aksilik eder, canı isteyince yanışını değiştirir aleve dönüşür, tencerelerin altlarını hep is yapardı. Tencere altı islerini sirkeli kül ile ovarak temizlemeye çalışırdı anneciğim. O zamanlar ne kadar normal geliyorsa bugün için yazması değil düşünmesi bile zor geliyor bana.
.
"Mümkün olduğu kadar günlük yapılan, artınca tel dolaplarında saklanan yemekler. Etin, kıymanın günlük alındığı, yoğurdun plastiğe girmediği, içme suyunun, içtiğin her an buz gibi tazeliğinde küplerde saklanıldığı, badananın mis gibi kireç koktuğu, içine civit katıldığında maviye dönüştüğü, geniş pencere haznelerinde sardunyaların yetiştiği yıllar."
.
O gece yine uyuyamamış babamın gelişini beklemiştim. Babam işi dolayisiyle geç saatlerde gelirdi. Bense yatar ama bir türlü uyuyamazdım. Babamın gelişini bekler, kapı tıkırdısı duyduğum anda yorganıma sarılır ve anında uyurdum. O gece sanırım bir hayli geç olmuştu, köşe başı sokak ışığının içeri yansımasında kendi kendime icat ettiğim tüm oyunlar bitmiş daha babam gelmemişti. Annemin aşağıdan gelen makina tıkırdıları da yoktu. Dikiş dikmediğine göre örgü örüyor olmalıydı.
.
Canım anneciğim örgü örerken, günün yorgunluğundan çoğu kez kolunu sedirin yastığına dayar, oturduğu yerde uyurdu. Ama yine de yumuşak dokunuşlu kapı çalınmasını anında duyar hemen kalkardı.
.
O gece babamın gelişi biraz sesli oldu. Alt kattaki sofamızdan kağıt hışırtıları, babamın yavaş yavaş birşeyler anlatması, annemin sessiz sevinç çığlıkları geliyordu. Merak etmiştim, yorganı üzerimden sıyırdığım gibi pijamalarımın paçalarını kıvırdım. Annemin diktiği pijamalarımız nedense hep uzun olur, gece kalkışlarımızda zorluk yaratırdı, bir iki düşmelerimin sonucu kolaylığını bu şekilde bulmuş olmalıyım.
.
Alt kata indiğimde annemle babamın hayret bakışlarını, babamın " sen yine mi uyumadın?" demesini, annemin "Yine ışık oyununa dalmıştır." aslında "Seni beklemiştir yine" yerine geçen cevabı hiç unutamadığım anılarım arasındadır.
.
Babamın getirdiği, açılmış paketteki sofanın orta yerinde duran ocağa dikkatimi vermiştim. Babam anneme bir hediye almıştı. Yepyeni bir "Fitilli gazocağı" Bu, diyordu babam "İs mis yapmıyor, kolayca da yanıyor, sadece fitilini yakmak yeterli."
.
Annem hediyesinden son derece memnun gülümsüyor, bense bilmiş bir tavırla ocağı inceliyordum. "Biliyorum daha önce gördüm, ama keşke Fayıka teyzemlerin ki gibi borulu alsaydın, onlar daha güzel."
.
(Canlarım benim)Annemin ve babamın şaşkın gözlerini arkamda bırakarak yatmaya çıktım.
.
Annemin uzaktan akrabası olan Fayıka teyzemlerin ocağı, dışarıdan evlere borulur döşenerek getirilen havagazı ocağı idi. Bir nevi bugünkü doğalgaz gibi.
.
Annem hediyesine çok sevinmişti ama! İki ocakla birlikte annemin söylenmeleri iki katına çıkmıştı. İki ocağı birlikte kullanıyor, fitilli gazocağını yakarken de söyleniyordu. Sanırım sorun ocak değildi.
.
Söylenmek biz kadınlara rahatlık veriyor olmalı. Bu günü düşünürsek, çamaşır makinasında biten çamaşırları çıkarmak için söyleniriz, bulaşık makinasını boşaltırken söyleniriz, elektrik süpürgesinin sesine sitem eder dururuz.
.
Çok değil, annemin ölümü bir seneyi doldurmamıştı daha, evimize yeni çıkan tüp ve tüple yanan üçlü ocak alındı. Ve ben, biz kadınlara kolaylık sağlayan ne kadar teknolojik alet çıkarsa çıksın, her yeni bir aletle annemin göremediği tüplü ocağa ağlarım.
 
 
 
 Öykü Atölyesinin
"Hediye" kelimesi adına hazırlanmıştır.

20 yorum:

Çınar dedi ki...

Canım benim Yaa, ne güzel anlatmışsın. Gaz ocağının sesi ispirtonun kokusu geldi burnuma. Nasıl yemek pişer de yetişirmiş o ocakta? Ya teldolaplar nasıl kokutmadan yemek saklanırmış ki? Dediğin gibi tenoloji ne kadar gelişirse gelişsin, işimiz ne kadar kolaylaşırsa kolaylaşsın söylenip dururuz. Böyle rahatlıyoruz besbelli.

Haa; o pijamalar ertesi sene de giyilsin diye büyük dikilirdi:) Şimdiki gibi çeşit çeşit olmazdı giyisiler eskidikçe yenisi dikilirdi.

Yüreğine sağlık canım beni yine geçmişe götürdün o tatlı anlatımınla.

Sevgiler

Yıldız Yağmurları dedi ki...

Sevgili Yaşamın Kıyısında her şey ne kadar çok değişyor değilmi, gördüklerimiz göremediklerimiz, göremeyeceklerimiz ya da şöyle söyleyeyim sadece o -eksikliği- yaşayanların anlayabileceği bir sızı saklı ötede beride, göze en anlamsız gelebilecek en basit bir nesne de bile... ben de hep eğer annem kızımı görebilseydi ne yapardı diye düşünüyorum, hayal etmeye çalışıyorum.
Bir de geçmiş takıntılı, hatta saplantılı biri olarak buram buram eski zamanlar kokan bu yazı beni aldı götürdü çok uzaklarda bıraktı beni bu gece vakti;)

Sevgiyle kal.

Leylak Dalı dedi ki...

Sevgili Nur,
Beni nerelere götürdün, ilkokula başladığım bahçeli küçücük evin antresinin bir duvarına eklenmiş tezgahtan oluşan mutfağına. Gazocağı pompasının foşuduk foşuduk sesi kulağıma geldi, kokusu burnuma. Ya o gazocağı iğneleri, ben de pek meraklıydım onlara. Hala var mı ki, keşke bir tane geçse elime. Ah annem, benimki de hep söylenirdi yakarken. Bir süre sonra tombul tüplü Mobilgaz ocak alınınca ne sevinmişti. Sağol canım benim bu güzel yazı ve geçmişte yaptırdığın yolculuk için..

Asuman Yelen dedi ki...

Ne kadar tanıdık şeylerdi tüm bunlar. Emin ol birebir benim çocukluğumun ahvalini anlatmışsın gibi geldi.Mersin' de ev sahibimizin kızı büyüklere kahve yaparken dehşetle izlerdim. Bir düğmeyi çevirip bir kibrit çakar koyardı cezveyi üçlü ocağın küçük gözüne. Kendimi uzay mekiğinin uçuruluşunu izler gibi hissederdim :)))
Ellerine sağlık...

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Çınar'cım,
Yazlık, kışlık pijamalarımız olurdu. Biri pazen uzun kollu, biri poplin kısa kollu. Evde dikilir ne kumaşı ne de dikişi eskirdi. Biz boy atarız uzunluğunla denk gelirdi sonraları.
Nerde penye bolluğu!

Sevgili Dilek'cim,
Bizimde göremeyeceğimiz çok şey olacak yaşamımızda. Ben yaşamımı 80 öncesi, 80 sonrası diye ayırıyorum. 80 öncesi ne kadar yokluk varsa 80 sonrası değişim çok hızlıydı. Şimdilerde anneciğimin yaşıtlarının gördükleri ve annemin o kadar söylenmelerine karşın göremediği bir ocak beni hep yaralamıştır.
Bende çok düşünürdüm, çocuklarımı görseydi ne derdi diye hatta torunlarımı bile görebilirdi.

Nurçen'cim,
Bazen hiç bir şeyin değerini bilemedik gibi geliyor. Saklamak isterdim pompalı gazocağını, yanında iğnesini. Tüplü ocaklara kavuşunca anlamını yitirmiş senelerce bodrumlarda saklanmış. evler apartmana dönüşüncede atılmış onca şey. Bakırlar, güğümler, küpler gibi.

Asuman'cım,
Ne hoşuma giderdi Fayıka teyzemin ocağı, dediğin gibi düğme ve kibrit, başka aşaması yok ve mavi alev. Ortadaki kahve için küçük ocak. Biliyormusun? gün geçtikçe, yüreğimin kabul görmeyeceği olumsuzluklar beni eskiye daha fazla bağlıyor.

Güzel yorumların için çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız.

birdutmasali dedi ki...

aH NURumm ..
nerden aldın ,
nerelere getirdin bizleri...
o rengi unutmak ne mümkün ? !
o kokuyu, o sesi ve bunlarla beraber çocukluğumuzun , geçmiine gitiğim ŞU ANKİ SESLERİ bir duysan ?????
Neyseki ben hiç söylenmem işlerimi yaparken :)))
valide sultan'a değilde :)
rahmet olsun babama benzemişim :))
( iyiki !! :))))
sevgilerle sarıldım canımım içi sana.
doyamadım bu sabah sana.

etki alanı dedi ki...

Sizi çok seviyorum Nur hanım....
TüTü

Balkahve dedi ki...

Yaşanmışlıkların içerisine misafir etmişsiniz bizi. Ama ne misafirlikti.
Hiç çıkmak istemedim evinizden.
Teknoloji ne büyük nimet, ne rahatlıklar var elimizde..
Öyleyse çıkan her yenilikte ruhları şad olsun mis kokulu annelerin.Sevgiyle

Hediye dedi ki...

Güzel Makale elinize sağlık

sufi dedi ki...

Sevgili can dostum;
Seninle aynı dönemleri yaşamış biri olarak o gazocaklarının, külle yıkanan bulaşıkların, tel dolaplarında saklanan yiyeceklerin, çivitlenen çamaşırlar ve temizlik kokan kireç badanaların yaşandığı herşeye rağmen mutlu huzurlu günlerimize akıp gittim yazdıklarınla.Bizler mi tatminsiz olduk bilmiyorum.Bir saattir makinanın yıkadığı çamaşırları asıcam üşeniyorum.Şimdi hemen kalkıp onları asmalıyım ve kızmalıyım kendime.Sana gönül dolusu sevgilerimle.

öykü dedi ki...

Nasıl guzel satırlar
nasıl dogal ıcten
sıcacık...
sızı kendıme bu kadar yakın bulusum bosuna degıl
hayatın bu kadar ıcınden
boylesı guzellıklerı tasıyabılen ınsan az..

Sishyphos dedi ki...

O dönemleri yaşamış olmanın ve şimdi hatırlamanın güzelliği ancak siz gibi birisi çıkıp böyle güzel kelimelerle hatırlatırsa aklımıza geliyor sanırım.Kaleminize sağlık.

içimdeki yolculuk (funda) dedi ki...

gazocağını bilmiyorum ama çorbamız ,çayımız banyo suyumuz kuzine sobamız vardı orada kaynardı.herşey öyle hızlı değişiyor ki değişen gelişen sadece teknoloji değil.insanların kimyası değişti mayası çalındı.mekanları cennet olsun..

ayşegül dedi ki...

Canım Nur ablacığım, eskiyen eşyalar antika oluyor; yaşlanan insanlar bilge,tecrübeli oluyor.
Hepsinin değerinibilip,satmasak,bi köşeye atmasak.Görseliğin tadını, anı tecrübelerden faydalanmasını bilebilsek...sonra
kaybedince değerini anlıyoruz ama iş işten geçmiş oluyo.Çok güzel
anlatmışsınız.Teşekkürler...

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Nunu'm,
Bende sana sevgiyle sımsıcak sarıldım canım. Hiç bir şeye söylenmeyeceğini ben çok iyi biliyorum...

Tütü'm,
Çok teşekkür ederim bende seni seviyorum...

Sevgili Balkahve,
Hoşgeldin canım, balyorumun için teşekkürler, evim her zaman açık beklerim. Ruhları şadolsun mis kokulu annelerin...

Sevgili Hediye,
Hoşgeldin, teşekkür ederim...

Canım, dostum Dilek,
Tekrar buradan Mehmetçiğine Allah kavuştursun dileklerimi iletmek isterim. Sanırım çamaşırlar kurumuştur bile!

Öykü'cüm,
Canım benim, emin ol bende seni çok yakın hissediyorum. İçten yorumun duygularını getirdi buraya...

Sishyphos,
Hoş geldin, çok teşekkür ederim.
"Güzel kelimelerle hatırlatmak." bu övgü için de çok teşekkür ederim...

Funda'cım,
Canım benim ne kadar haklısın, mayamız çalındı gerçekten.
Kuzineler onlarıda çok iyi bilirim. Kısa bir süre biz de kullanmıştık. Fırın olarak harikadır.

Ayşegül'cük,
Ne yazık ki canım herşeyi kaybettikten sonra yana yakıla ararız biz. Yaşadığımız anı bile kaybettiğimiz zaman farkına varırız.

Hepinize sevgiler...

Ali İkizkaya dedi ki...

Buyrun bakalım bir modeli klasik daha geldi meydana. Genelde hanımlar yazmış. O yılları ben de bir erkek çocuk olarak yaşadım. Azmı gittim bakkala çivit ve gaz ocağı iğnesi, ispirto için. Sevgili Yaşamın Kıyısında, budolabı yoktu. Buzcuya gider yarım kalıp buz alırım, boyumun yarısı kadar. Ortasında bir delik ipe geçirip elime tutuştururlardı. Az fırına tepsi götürmedim. Fişi kaybedip dayak yemedim. Beni hem çok ama çokça ağlattın ve güldürdün. tek ve yegane mutlu olduğum günlere götürdüğün ve o güzel lisanı münasibin ile anlattığın için teşekkürler sevgiler ...

YAŞAMIN KIYISINDA dedi ki...

Sevgili Ali İkizkaya,
Öncelikle hoşgeldin. Gelirken getirdiklerin arasında, fırına götürülen tepsi, karşılığında alınan fiş, kalıp buz.
Ben de ağladım şimdi.
Birde hiç şehit haberlerimiz yoktu dimi!
Sevgiyle...

Ali İkizkaya dedi ki...

Güzel İnsan !

Sorma ki sorma o bebelerin herbiri gittiğinde bende kahroluyor, bitiyorum. Profilimde de var, onlardan biri gitmesin diye canımı verirdim hem de seve seve. Bir gidene bir de anacığına sormak lazım açanı açmayanı. O kafası kopasıca, başları tahtalara gelesiceler islamiyete dua etsinler. Şehit dedinmi her şey bitiyor. Onun arkasına sığınıp hesap bile vermiyorlar. Amerikalı anne, Bush un yakasına yapıştıydı asker oğlu için. Biz de biri bir gün çokarda bu bebelerin hesabını isterse o zaman adam olduk diyeceğim. 2 gündür yine bağrım yanıyor ama Onlar da ne gam ne kasavet. Dilimi tutamıyacağım neyse,
Sevgi ve güzellik içinde kalmanı temenni ederim hal böyleyken.

Ali İkizkaya dedi ki...

Haa bir de unuttum ? Ben fırına giderim sen güzel güzel kıymalı börek yap. Dönerken bir kalıp buzla gazozları da alır gelirim.
Sevgiyle.

[ fiкяiмiи iиcє güℓü ] dedi ki...

O günlerin anısı bile içimi ısıtmaya yettiyse, var sen tahmin et gerisin ablam. Anneciğinin o ocağı görememesine içim cız etti benim de. Lakin, o eminim çok mutluydu ispirto kokulu ocağının başında hayat arkadaşının dönüşünü beklerken.

Ama ama söylenmekte haksız mıyız yahu? Niye o çamaşırlar yıkanınca kendisi asılmıyor, hatta ütülenip yerine yerleşmiyor? Bulaşıklar raflara kendi kendine niçin dizilmiyor. Niçin niçin? Olsun be ablam. Teknoloji bu hızla gelişmeye devam ederse, ışınlanma makinesini görmeye ramak kaldı kanımca. :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...