Perşembe, Mayıs 01, 2014

KURUYEMİŞ


O çok güzel resim yapardı, bu konuda yeteneği çoktu. Hele duvara yağlı boya ile yaptığı koca bir resim vardı ki ressamları bile hayrete düşürebilirdi. Ben bugün bile hayallerimden kaybolmayan o resme hayran hayran bakardım.
Zaten ben ona da hayrandım.

Ama O ressam olmadı.
Yeteneğini sınırları içinde hapsedip, delikanlılığın coşkusunda, eş ve baba olmanın sorumluluğunda yitirdi.

Onun yeteneği bununla da sınırlı değildi. Kısa bir tiyatro yaşamı oldu ama kısa olsa bile içine çok oyun sığmıştı. Okulunun öğrenci tiyatro grubunun başarılı bir üyesiydi, turnelere gitti. Gittiği Turnelerin birinde yaşamında kırk beş yıl sürecek evliliğindeki eşinle tanıştı.

Sahnesi yetenekliydi ama O Tiyatro Sanatçısı da olmadı.
Hayat okulunun başarılı bir sanatçısı olarak yaşamının ona sunduğu rolü üstlendi.

Hukuk Fakültesine gitti, sevemedi bıraktı.
Gazetecilik okudu ama gazeteci de olmadı.
O benim kahramanım, kan sevdam, içimde bir yerlerde gizlediğim dayanağım, gururum oldu her zaman...


Kömürlük ve odunluk olarak kullanılan bodrumun kapısında bilet kesiyoruz, kuzenim ve ben. İlkokul zamanlarımız. Kuzenim ile aynı sınıftayız, ağabeyim ise bizden iki üst sınıfta. Tam yaşlarımızı ne yazık ki hatırlayamıyorum.
Ağabeyimin hazırlamış olduğu biletleri gelen çocuklara tam kömürlük girişinde para karşılığı veriyoruz. (Ufak bir bedeldi sanırım çünkü oldukça kalabalık oluyorduk.) Gelen çocukları boş bulduğumuz yerlere sandıklarla yaptığımız taburelere (!) oturtuyoruz. Yerlerimiz dolunca, gelen çocukların da bittiğine karar verdiğimizde bizde oturuyoruz (Çok yakında bir hastalık sonucu kaybettiğimiz) kuzenimle. Bu arada bizde bilet parası ödüyoruz. Neme lazım derler ya işte ondan, ayrıcalık olmasın yani. Ağabeyimin değişiyle.

Karşımızda yine sandıktan yapılma bir perde. Meyve sandığının dibi çıkartılıp bir amerikan beziyle gergin bir şekilde sandıkların kenarlarına çivilenerek yapılan uyduruk ama akıllıca bir sinema sahnesi.
Ağabeyim yetenekli elleri ile bir kartona çizip kestiği ve çıta ucuna çivi ile tutturmuş olduğu karagöz-hacivat görseli.
Sahnenin arkasına geçen ağabeyim sandığın alt kısmına yerleştirdiği mumu yakarak sinema oyunumuza başlıyor ve Karagöz-Hacivat repliklerini aynen radyoda duyduğumuz gibi sıralıyor, yada bana öyle geliyor. Evet aynısı, izleyenler aynı kanıda çünkü...

Sinema istek üzerine zaman zaman tekrarlanır bizde hiç bıkmadan aynı replikleri dinler-izler dururduk.
Tabi bu uzun ömürlü olmadı sonunda yakalandık. Para karşılığı olmasının ayıbını, mumun kömürlükte yangın çıkarabilmesinin tehlikesini, kömürlükte kömür havasının solunmasının zararlarını dinledik durduk...

Babacığım çok değerli zanaatkardı, elinden gelmeyen iş yoktu.(Bu arada  halamın yazlığındaki kurumuş çam ağacını kesip  bir çam masa yaptığını söylemeden geçemeyeceğim.) Boş duramazdı hiç, eline geçirdiği bir tahta parçasını cebindeki çakısı ile yontar, şekillendirir kullanılır bir hale getirirdi.

Bizim Karagöz-Hacivat sinemalarımızın sona ermesi üzerine geçen kısa bir zaman (ki sanırım okullar kapanması yakındı.) sonra babam eve kocaman bir paketle geldi ve de elindeki filenin içinde bir sürü ufak, dolu kese kağıdı ile. Biz kardeşlerin meraklı bakışları içinde paket açıldı mı? yırtıldı mı? öyle yani.
İçinden çıkan bize hayal kırıklığı yarattı, hiç bir şeye benzemeyen camlı, çerçeveli cam ve tahta karışımı bir şey ile labirent görünümlü bölmeleri bulunan ek bir tahta parçası daha.

Babam evimizin alt katındaki taşlıkta bu garip şeyi ayak tahtalarından açarak üstü cam kapaklı küçük bir masa şeklini andıran tezgaha dönüştürdü. İçine bölmeleri olan tahtasını da yerleştirdikten sonra ağabeyine dönerek hiç unutamadığım "madem para kazanmak istiyorsun usulüne göre olsun" dedi.
Sonra elindeki fileden çıkardığı küçük kese kağıdının içindeki kuru yemişleri bölmelere ayrılmış kutucuklara yerleştirdi.
Gazete kağıdından ufak ufak keserek yaptığım külahların bedelini ödemek de bana düşmüştü, düşmesine ama karşılığında çok sevdiğim leblebi şekerine bile her zaman para ödemek zorunda kalmıştım...


İşte ben, yolum ne zaman camlı kapağının altında kuru yemişlerin sergilendiği bir kuru yemişçiye düşse, o tezgahın arkasında çocuk yüzlü ve bir o kadar da yakışıklı ağabeyimi ararım, anarım...

O mu?
O bir esnaf, bir tüccar, bir dükkan sahibi de olmadı.
O iyi bir eş, mükemmel bir baba, sevgi dolu bir dede.
Ve büyük bir kuruluşta satış müdürü olarak yirmi beş sene çalıştıktan sonra emekli oldu.

Seni çok seviyorum abicim...


İZ BIRAKANLAR  (3)


15 yorum:

Sevginin Ruhu dedi ki...

Eskiden oyunlarımız ne yaratıcıydı.
Abinizin yaratıcılığı, babanızın yaklaşımı çok güzelmiş. Güzel bir ailede yetişmişsiniz. Bunun sonucunda iyi bir insan olmuşsunuz. Böyle bir aileniz olduğu için çok şanslısınız.

Asuman Yelen dedi ki...

Böylesine güzel anılarla ve zenginliklerle dolu olan çocukluğumuzu unutamıyor olmamız ne kadar doğal...
Bu günün çocukları Karagöz- Hacivat' ı yaşamadı. Belki elleri sınırsız oyuncaklarla dolu ama bizim Karagöz' ün kalın sesiyle bıybıybıybıy larla süslediği repliklere bizim attığımız kahkahaların zevkini bilemezler.
Ne güzel bir anıydı Nur' cum. Devam...

Makbule Abalı dedi ki...

Yazınızı okurken "Çocuk Evleri", "Gençlik Merkezleri" ne büyük bir ihtiyaç diye bir kez daha düşündüm. Yeteneklerin sergileneceği,özelliklerin araştırılacağı, uzman eğitimcilerin önderliğinde yapılacak hobi çalışmaları, sergiler...
Ülkemizde meslek seçimi ne yazık hala amacına ulaşamadı.
Ama inanın en önemlisi "hayat başarısı". "İyi bir eş, mükemmel bir baba, dede" diyorsunuz ya asıl hedef o zaten.
Aydınlık günler diliyorum.

bilge ve annesi dedi ki...

Ne güzel yazmışsınız, okurken çok duygulandım.

Müjde Dural dedi ki...

bir solukta okudum Nur'cuğum, birkaç yeteneği olan insanların başına gelen bir şey olduğuna inanıyorum, kimi insanın hiçbir şeye yeteneği yoktur, kimi insanın ise Allah vergisi bir değil, birden fazla şeye ilgisi hem de yeteneği vardır o yüzden hepsine birden uğraşmaya çalıştıklarından bir tanesine odaklanamaz ve o yüzden senin deyiminle ressam olamaz, tiyatrocu olamazlar.

Leonardo da vinci mesela çok resmini yarım bırakmıştır, okumuştum, tamamlanmamış yüzlerce icat, tablo, kitabı vardır, uzun yıllar önce belgeselini izlemiştim trt'de. bilirsin belki tıp bilimine, uçak yapımına bile ilgisi vardı..aşırı yetenekten kaynaklanan bir olumsuzluk bu...o yüzden hep şöyle diyorum insan birden fazla yeteneği varsa mutlaka birine odaklanmalı ve ötekileri boşlamalı ama bunu yapamıyor...çünkü zaman çabuk akıp gidiyor...

ben herkese neyi seviyorsanız ona sıkısıkı sarılın diyorum, neden biliyor musun aynı sorunu ben de yaşadım, sebat etsem, sevdiğim konuya sıkı sıkı sarılsam, iş beğenmemezlik etmesem sanırım ünlü bir modacı olurdum..şimdi çizimlerime bakıp acıyla gülümsüyorum:(
belki de zamanında birileri bizleri abin gibileri yönlendirmeli...çünkü iş işten geçtikten sonra nerede hata yaptığımız anlıyoruz...

sevgilerimle

Zeugma dedi ki...

Ne kadar etkileyici bir hikâye bu.
Ve siz çok güzel aktarmışsınız.

Abiniz; öyle özendiği için falan değil, gerçek anlamda yetenek taşıdığı için tiyatroyla bu kadar ilgilenmiş bence. Ve bütün detayları gerçeğe en yakın biçimde oluşturmak istemiş. Yani bana kalırsa babanızın zannettiği gibi amaç para kazanmak değilmiş. Çünkü olay Karagöz-Hacivat bile olsa giriş ücretli. Bedava mı yapsaydı yani:) O zaman olay gerçeklikten uzaklaşır, işin büyüsü bozulurdu.
Ama babanız da haklı. O yaşlardaki erkek çocukları boşta kalıp 'hayta' olmasın, hem hayatı hem para kazanmayı öğrensin diye çırak olarak mutlaka bir işe sokarlarmış.
Ama gerçekten çok güzelmiş yaşananlar. Elinize sağlık ve teşekkürler paylaştığınız için...

Zeugma dedi ki...

Yan tarafta, MİNA URGAN'ın adını yazarken yanlışlıkla bir harf hatası olmuş sanırım. Bir el atın isterseniz.
Güzel bir hafta sonu dilerim.
Sevgiyle...

Yaşamın kıyısında dedi ki...

Sevgicim,
çok teşekkür ederim canım,biz eskiler diyeceğim,yaşam daha bir tatlı geçerdi sanırım.
Babam yaz tatilini sokaklarda geçirmesini engellemek istiyordu sanırım.

Asucum,
Belki de yaşadığımız dünyadan kaçmak için o güzelim çocukluğumuzda yaşamak ihtiyacı hissediyoruz. Elimizde oyun imkanları azdı ve bizler oyun yaratırdık ne iyi de yapardık. En azından oynama ihtiyacımızı ve çocukluğumuzu yaşamıştık. Şimdiler mi? çok acıyorum renkli renkli oyuncaklarının yanında teknolojiyi daha çok isteyen ve hiç bir şeyden tatmin olmayan çocuklar.
Devam arkadaşım yalnız bırakma ama beni.

Sevgili Makbule,
şimdi hobi merkezleri ve meslek liseleri var asıl olmayan o zamanlardı. Klasik okul yılları ve bir tek öğretmen okulları vardı.
Acicim çok yetenekliydi bende de oldukça el yetenekleri vardı, vardır. Sanırım baba ve annemden geçen yetenekler bunlar. Abim maymun iştahlı biri değildi asla olmadı. Biz çok çocuk ve hemen gençliğe geçecek yaşlarda annesiz kaldık, babamın bir müddet hayata küsmüş olması bizi savurdu diyebilirim. Biz kardeşler olarak hayata tutunma mücadelesini verdik. yeteneklerimizi hobi olarak çok sonraları kullanmaya başladık.
Ülkemizde meslek seçimi gerçekten başarıya ulaşmadı bu günkü imkanlar o yıllarda olsaydı belki elimizden tutan bir okul bulunabilirdi. O zamanlar ortaokul,lise, gidebilirsen üniversite, yani sınırlı seçenekler vardı.

Sevgili Bilge ve annesi,
hoş geldin ve ne iyi ettin, belki iz bırakanlar dizimize katılmak istersin, beklerin.
Yorumun için de çok teşekkür ederim.

Müjdecim,
yukarıda bir dostun yorum cevabında yazdığım gibi o zamanlar öyle hobim bu gelecekte bunu istiyorum diye bir şey yoktu.
Okul sırasını okuyup erkeksen yüksek okula da gidip mesleğini eline alacaksın,çünkü hayat onu gerektiriyordu kızlar ise okumasa da olur evlenip yuva kurarlar :)
Abicim canım benim 15 yaşındaydı öksüz kaldığında ben 13 yani bizler tam hayata hazırlandığımız sırada savrulduk, hepimiz ayaklarımızın üzerinde durmak için hayat mücadelesini verdik. Çok şükür belki ilgi alanlarımıza ulaşamadık ama yaşamak için önümüze düşen kaderi başarılı yakalamaya çalıştık.
Sen o çizimleri sakın kaybetme geçmiş bir şey yok, denemeye değer.

Sevgili Zeugma,
öncelikle uyarın için teşekkür ederim, dikkatimden kaçmış :)
Tabi ki babamın dediği gibi amaç para kazanmak değil oyun çeşidi olsun. Oyuna gerçekcilik de katmak gerek değil mi canım. Para vermeden girilirse sinema nasıl olur. babamda sanırım yaz tatilini sokaklarda geçirmemesini istemişti. Zaten ticaret hayatı bir yaz sürmüştü, hemde ne hevesle her gün tezgahını açar, akşam gelirini sıkı sıkı da saklardı :)
Yorumun için çok teşekkür ederim, iz bırakanları devam ettirelim lütfen, sanırım blog dünyasının üzerindeki bulutları yok ederiz.

Çınar dedi ki...


Yeteneklerin ortaya çıkması da, geliştirilmesi de o yetenek üzerinde çok çaba harcamakla olur. Birçok yeteneği olan ne kadar çok insan vardır sevgili abicin gibi ya ortam, ya imkan elvermediği için veya kendisi azimle devam edemediğinden yeteneği yok olup gitmiş. Çok yazık olmuş. Gerçi iyi bir aile reisi olarak ve hayata karşı duruşuyla o zaten başka bir yeteneğini ortaya koymuş :)

Ve eski oyun ve oyuncaklarımızın, şimdiki herşeyi hazır olarak çocuklara sunulan modern oyuncakları düşününce, basit ama ne kadar da yaratıcı olduğunu düşündürdü yazın bana.

Kalemine sağlık canım

Sevgiler

Yaşamın kıyısında dedi ki...

Aslında günümüzde sanatçıları düşününce kaybolmuş bir şey yok diye düşünüyorum. Abicim en güzelini yapıp yaşamak için yapılması gerekenin en güzelini yaptı. Zor olmadı hayatı, gençliğinin gelgitlerini yaşadı, aklı kalmadı.
Aslında yazımın ana fikri benim iz bırakan sahnemin bugün bile yaşamam, ama yorumlara bakınca arada kaybolmuş görünüyor :)
Oyunlarımız ise dediğin gibi yaratacılık oyunlarımızdı belki sende çocukluğunda bu oyunlara tanık olmuşsundur. Daha ne oyunlarımız var, belki bunu da ayrı bir dizi olarak yazarız ne dersin.
Sevgiler arkadaşım güzel bir hafta sonu dilerim.

Mehmet Osman Çağlar dedi ki...

İz bırakan ve birbirine benzeyen hayatlar içinde ağabeyinizi tanımak
ve o günlerle özdeşleştirmek güzeldi
dostum.

Hanife Mert dedi ki...

Şu çocukluk anılarımız da olmasa sanırım hayat hiç çekilmeyecek, katlanmak daha da zorlaşacak sevgili Nur hanımcığım. Sizin anılarınızda bir an kendimi buldum. Oyunlarımız benzerdi hep. Yine ortak yanımız şimdiki gençlerin pek ilgi alanı olmayan mücadeleci, tavrımız. Ne mutlu size eğlenceli bir çocukluk, etkileyici anılarınız olmuş.
Emeğinize sağlık. güzel bir anı okuttunuz.
Sevgiler size..

hüznün tadı dedi ki...

O bir insan olmuş. Daha ne olsun.

Sanem Kelesoglu dedi ki...

Allah uzun ve sağlıklı ömür versin abine.Ben de tüm yorum yazan dostlara katılıyorum.Çok şanslısın Nur ablacığım.Sevgilerimle.

Yaşamın kıyısında dedi ki...

Mehmet Osman,
Yine çok güzel ve içinde çok şey barındıran bir yorum teşekkür ederim.

Hanifecim,
biz çocukluğumuzu çocuk gibi yaşadığımız için belki de olgunluğu yakaladık.
Çok haklısın canım, anılarımız olmasa belkide bu karanlık dünya çekilecek gibi olmaz. Güzel sözlerin için de çok teşekkür ederim.

Sevgili Tatlı hüznün,
Canım benim öz yorumun için çok teşekkür ederim.

Sanemcim,
teşekkürler canım. Allah herkese uzun ve sağlıklı ömür versin.
Şans derken belki de haklısın :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...