Salı, Kasım 23, 2010

ATI ALAN ÜSKÜDARI GEÇTİ



Pervin teyze! çocukluğumun masalcı teyzesiydi Pervin Teyze. Evimize bitişik evde en altta bir odada yaşardı, arka kapılarımız aynı bahçeye açılırdı. Sanki düşmemek için birbirine yaslanmış iki koskoca ahşap evin koskoca bahçesini paylaşırdık beş aile, belki şimdi o bahçede olsam düşündüğüm kadar büyük olmadığını görürüm ama bir zamanlar çocuk gözüyle çok büyük gelirdi bize. Geceleri ışık olmayan bu bahçeden, yaptığımız binbir numarayla Pervin tayzeye gidişlerimiz ve masallarımız çocukluğumun en güzel anılarındandır...

Aksiydi Pervin teyze ama bir o kadar da yumuşacık bir yüreği vardı. Neredeyse her akşam (zorlamalarla) masallar anlatırdı bize. Bildiğimiz masallardan değildi anlattıkları. Yani Pamuk Prenses, Uyuyan Güzel veya Külkedisi gibi değil, keloğlan masalları, sihirli lambalar, padişahlar, efsaneler ile ençok da ata sözlerinin oluş hikayeleriydi anlattıkları..

Akşam karanlığı çöktüğünde, yemek sonrası çay ocağa veya sobaya konduğunda bir kıpırtı başlardı bizde Pervin tayze gelse diye. Pervin Tayze bu! çağırmadan, yalvarmadan gelir mi? bahçe karanlık, gitmek zor, evdeki kibritler saklı. Neyseki kendimizce bir yol bulmuştuk sonunda. Üst kat odamıza bitişik yan evde oturan komşumuzun yaşıtlarımız oğullarına duvara iki yumrukla haber vermek, bahçeye bakan tuvaletlerinin ışığını yakmaları, bahçenin az aydınlanması ve Pervin teyzenin kapısı. Sonunda, elinde idare lambası, namaz mestlerinin üzerine giydiği lastiklerini sürüye sürüye kapıda belirirdi Pervin Teyze..

Aslında bu yazıya Pervin Teyzeyi anlatmak için başlamamıştım, o başlı başına ayrı bir hikaye konusudur. Ben sadece onun bir masalını (yada efsane diyelim) yazmak içindi başladığım satır başı. Ana hatları ile tamamen aklımda olan bu efsaneyi yazarken belki eklemeleri olacaktır belki de atladığım satırları. Pervin Teyzenin anlatış lezzetini yakalayabilirmiyim bilmiyorum.

""Çok eskilerde Üsküdar'ın ara sokaklarında yaşayan iki çocuklu bir aile varmış. Gelirleri çok iyi olmayan bu ailenin babası sırtında küfesi ile mahalle aralarında sebze-meyve satar geçimlerini sağlamaya çalışırmış. Çok çalışırmış adamcağız, bağırınca "sebzeee-meyvaaaa" diye arka sokaklardan bile duyan-çağıran olurmuş. Gel zaman git zaman bu çalışmalarının karşılığında bir at edinmiş adamcağız. Kendi yaptığı tahta tezgahını da atının arkasına bağlayarak sırtında küfe taşımaktan kurtulmuş. Biraz olsun ferahlık aileyi mutlu etmeye yetmiş.
Günün birinde kapılarında saçı başı dağınık, üstü başı eski bir tanrı misafiri belirmiş. Yufka yürekli karı koca acımışlar, buyur etmişler sofralarına, karnını iyice doyuran tanrı misafiri bükmüş boynunu, besbelli yokmuş yatacak yeri de. Dayanamamış karı koca sermişler çocukların odasına bir yatak buyur etmişler yatağa da. Tanrı misafiri bu "git" demek olmaz, beklemişler kendi gitmesini. Tanrı misafiri akşam sofrasında iyicene karnını doyurunca başlarmış hikayeye-masala, dinlerlermiş ailece. Karı koca baynunu büker, çocuklar sevinçle yerleşirlermiş eteklerine, esneyince misafir uyku saatidir der yatarlarmış bir odada ailece. Yemeğe para yetiştiremeyen adamcağız daha çok çalışmaya başlamış, misafirin gideceği yok, yemesi de çok. Yüzlerini asarlarmış gitsin diye ama misafir yüzsüz. Gerilirmiş yemek sonrası, gerildikce serilir, serildikce yerleşirmiş. Bahçe bir komşuları varmış, zaman zaman adamı uyarır yaptığının yanlış olduğunu anlatırmış. komşuyu dinler eve gelir "git artık" diyecekken ağzından bal damlayan tanrı misafirine ses edemezlermiş.
Aradan geçen günlerin sayısını unutan adamcağız bir sabah erkenden işe gitmek için sebzeleri meyveleri arabasına yüklemiş, atına bağlamak için de ahıra girmiş ama at yok ortada, koşmuş hemen karısının yanına "at ortada yok hanım gel koşalım sağa sola" demiş. Başlamışlar karı koca bahçeyi sokağı aramaya, seslerini duyan komşu çıkmış ortaya "hayrola ne oldu? nedir bu ses bu telaş" demiş. Atın kaçtığını onu aradıklarını söyleyen karı kocaya dönüp acı acı gülümsemiş.
"Telaş etme, arama boşuna, defalarca söyledim bunu sana Atı alan Üsküdarı geçti" demiş. Daha çok telaşlanan karı koca dalmışlar tanrı misafirinin adasına bakmışlar ki yatakda ahır gibi bomboş...""

Çocuktuk güler geçerdik.
Büyüyünce aklımıza geldiğinde üzülür olduk.
Şimdilerde saçımızı başımızı yoluyoruz ama ne çare "Atı alan Üsküdarı geçti...



8 yorum:

Nehire dedi ki...

Kötü olmak kolay,iyi olmak zordur.İyiliğini aptallık sanıp kullananlar günün birinde öyle bir duvara çarparlar ki asla doğrulamazlar.Ve asla aptal olarak gördüğü insanın esasında abdal olduğunu anlayamazlar...
Yüreğinizden gülümseme eksilmesin,sevgiyle kalın...

özlem dedi ki...

Şimdilerde en çok kullandığımız söz bu zaten Nur'cum.
Artık çoktan " Atı alan Üsküdar'ı geçti" de başak yerlere koşuyor.
Anlayana ama .
Sevgiyle kal...

Sabahattin Gencal dedi ki...

Merhaba,
Damla, 24 Kasım Öğretmenler Günü Özel Sayısı ile yayın hayatına düşüyor.
Bu sayımıza sağladığınız katkı için çok teşekkür ederim.
Katkılarınızın süreceğini, damlanın yurt çapında izlenmesi için yardımcı olacağınızı umuyorum.Hayırlı günler dileğiyle.
Sabahattin Gencal

Sishyphos dedi ki...

Atı alan üsküdarı geçti de bizlere sadece hali ahvali seyretmek düşüyor ne yazıkki.

Asuman Yelen dedi ki...

O günlerden bu günlere değişen hiç bir şey yok anlaşılan. Her türlü atraksiyon in, iyi niyet, merhamet off. Böyle de gidecek.
Her şey insandan, toplumdan kaynaklanıyor.
Çok güzel bir meseldi Nur' cum. Çok teşekkürler...

Zuzuların Annesi dedi ki...

Artık atın yanında,ithal dana,
angus vs.de yol almakta:(
Sevgiler,selamlar...

Çınar dedi ki...

Güzel hikayende de olduğu gibi; şimdilerde de Atı alan Üsküdar'ı çoktann geçti ne yazık ki:(

Sevgiler

KAMİKAZE dedi ki...

Atı alan üsküdarı geçti.
Sayende anlamını öğrenmiş olduk masal(efsane)ile.Paylaştığın için sağol Nur ablacım.

Pervin teyze nerdeyse ruhu şad olsun.
Mekanı cennet olsun.

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...